Seçimlerden sonra herkes Türkiye'de bir “Kürt Baharı” bekliyordu. Ak Parti hükümeti, Türkiye'nin kangrene dönüşen yarasına neşter vurmaya hazırlanıyordu. Ak Parti'nin en büyük vaadi Anayasa ile önemli bir eşik aşılacaktı.
Terörün ortadan kaldırılması için Öcalan'ı da dikkate alan hükümet, anlaşmanın son aşamasına gelmişti. Öcalan böylece hiçbir zaman ulaşamayacağı bir önemi, hükümet eliyle kazanıyordu. Öcalan artık "Devrimci halk savaşı’na gerek kalmadığını belirtmeye başlamıştı.
Silvan kırılma noktası oldu
Ancak ne olduysa Silvan'da oldu... PKK hiçbir gerekçesi yokken saldırdı ve bu, çok önemli bir kırılma noktası oldu. Aynı gün DTK içi boş bir "Demokratik Özerklik" ilanı yaptı...
O güne kadar Öcalan’ı yeni barışın mimarı olarak gören devlet, bu saldırıdan sonra müzakereleri kesti. Kürt Barışı’na çok yaklaşan Öcalan, PKK’nın bu beklenmedik saldırısıyla adeta şoke oldu. Çünkü PKK Öcalan’ı dinlememiş, barışa ramak kala herşeyi berbat etmişti. Hükümet, Öcalan'ın örgüt üzerindeki etkinliğini sorgulamaya başladı.
Şimdi, 27 Temmuz'dan beri Gemlik'ten kalkan kosterler İmralı'ya uğramıyor.
PKK hiç bu kadar barışa yakın olmamıştı. Ancak bu en büyük şans, cömertçe harcandı...
Peki nasıl bu noktaya ulaşıldı?
Hatırlanacağı üzere PKK'nın içindeki şahin kanadı oluşturan Cemil Bayık, Silvan saldırısını savunan ve Öcalan'ın devlet tarafından kullanıldığını ifade eden bir açıklama yapmıştı.
Aradan çok geçmeden örgütün fiilen başında bulunan ismi Murat Karayılan ortadan kayboldu. Evet İran güçleri Kandil'e operasyon yapıyordu. Ancak henüz Kandil içlerine girebilmiş değillerdi. Kandil'den Karayılan'ın tutuklanması için çok şiddetli çatışmaların olması gerekirdi. Fakat hiçbir kaynak, böyle bir çatışmadan bahsetmiyor. Buna rağmen Murat Karayılan'dan 3-4 gündür haber alınamıyor.
Karayılan’ı İran’a kim teslim etti?
İran başkonsolosunun ve ardından ABD sefirinin peşpeşe Başbakanlık'a gelmesi Karayılan'ın yakalandığı bilgisinin gerçeğe yakın olduğunu gösteriyor.
Eğer Murat Karayılan gerçekten yakalanmışsa, bu işin, örgüt içinde bir komplodan kaynaklandığını gösteriyor.
Yani Öcalan'ın örgüt üzerindeki etkinliğini (ve dolayısıyla barış umutlarını) bitirmek isteyen çevreler, Silvan saldırısıyla Öcalan'a en büyük darbeyi indirdi. Dağ kadrosunda Öcalan'a sadık olan Murat Karayılan da bir komployla İran'a teslim edildi.
Böylece PKK'nın yönetimi Cemil Bayık, Duran Kalkan, Mustafa Karasu gibi derin ilişkileri olan alevi kökenli isimlere kaldı...
PKK’nın Derin Ankara Grubu
Barışa yaklaşılan en kritik zamanlarda yapılan eylemlerin emrini veren bu isimlerin, "Derin Ankara Grubu" olduğu dile getirildi.
Tokat'ta 7 askeri şehit eden, Hakkâri'de 9 masum köylünün mayınla öldürülmesini organize eden, bir cami imamını sabah namazında infaz eden örgütte bu kritik kararların arkasında hep Cemil Bayık ve onun Derin Ankara Grubu yer aldı.
Silvan'daki saldırıyı organize eden ve DTK'nın Demokratik Özerklik ilan etmesini bastıranlar da yine bu isimlerdi.
Ve henüz dün Çukurca’da 12 askerimizi şehit edenler de aynı şahin kanadın temsilcileri
Son söz: Hedef yeni Anayasa
Türkiye’nin barışa bu kadar yanaşması statükonun uykularını kaçırdı. Yıllarca istedikleri gibi yönettikleri Türkiye’nin ellerinden çıktığını görenler, yeni Anayasa’yla son darbeyi yiyeceklerini biliyorlardı.
Tüm gayretlerine rağmen Türkiye'deki sivil anayasa girişiminin önünü kesemeyen çevreler şimdi ellerindeki en önemli koz olan PKK kartını oynamaya başladı. PKK'yı bir darbeyle ele geçiren grup, şimdi kan dökerek hükümeti zor duruma düşürmek istiyor. Böylece Türkiye için bir dönüm noktası olacak Anayasa değişikliğini rafa kaldırmanın hesaplarını yapıyorlar.
Kanaatimce hükümet bu oyunun farkında...
www.toplumsalhafiza.com