| Diğer Yazıları |
 |
|
 |
|
|
|
Acaba 28 Aralık 2011 akşamı meydana gelen Uludere Faciası da bir işaret miydi? Artık hiç istemediğimiz türden bir olaylar zincirini yaşamak zorunda mı kalacağız?
Hükümet-Genelkurmay ahengi içinde süren askeri operasyonlar, PKK'yı fevkalade zor durumda bırakmışken... Jetlerin 34 Kürt köylüsünü imha etmesi, bütün havayı değiştirdi.
O günden sonra operasyonlar bıçak gibi kesildi. Askeriye ve Hükümet bu olayın başlarına nasıl geldiğini araştırıyor.
Bence Uludere bir "hata" değildi. İşin içinde (en az) bir yabancı devlet ve onunla işbirliği yapan (henüz dokunulmamış) Ergenekoncular vardı.
***
MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın... Eski müsteşar Emre Taner ve eski müsteşar yardımcısı Afet Güneş ile birlikte... Özel Yetkili Savcı tarafından ifade vermek üzere telefonla İstanbul'a çağrılmasını da... İster istemez bu atmosfer içinde değerlendirmek gerekiyor.
Uludere sabotajında, "PKK'nın üzerine böyle yoğun biçimde gitmeyin..." mesajı vardı.
İşin ilginci, bugünkü durum da aynı kapıya çıkıyor: "KCK'yı çok boyutlu biçimde soruşturmak" gibi... İlk bakışta takdirle karşılanacak bir yargı çabası... PKK ile 'Oslo Görüşmeleri'ni yapmış, muhbir ve ajanlarla örgütü izlemiş kadroları töhmet altında bırakırsa... Buradan çıkan mesaj, "PKK'ya fazla dokunma..." diye okunur.
Dahası var: Hatırlarsanız, Fidan, MİT'in başına geçtiğinde, İsrail ona karşı olduğunu açıkça ifade etmişti. Bugünkü bilek güreşinde İsrail'in payı var mı? Bilmiyoruz.
Ama ne fark eder? Bu noktada gerçekler değil, algılar önemli: Bazı çevreler olayı, "Adamların parmağı nerelere uzanıyor" diye yorumladı bile...
Tutuklu gazeteciler
Paul Auster olayı hakkında söylenecek çok şey var. İşte biri daha... Ama önce bir yol gösterici bilgi:
İsrail lobisi 'içinden' konuşanlar, sözlerinin bir bölümüne, kenarına köşesine, mutlaka bir Atatürk övgüsü sıkıştırır. Bu övgü, "Eleştirsem dahi, asıl dostum Kemalistlerdir" anlamına gelir.
Malum Paul Auster söyleşisinde de aynı selamla karşılaştık. Auster, bağlamla alakası olmasa da, misyonun gereğini yerine getirerek, Atatürk güzellemesi yapıyordu.
Bilirmiş gibi konuşan Paul Bey'in dünyadan haberi yok: Türkiye'de basının suspus edildiği, ağır baskılar altında yayıncılık yaptığı bir dönemdir Mart 1925 ile Kasım 1938 arası...
Gelelim İsrail'e... Auster, Başbakan Erdoğan'a hitaben, İsrail'de tutuklu gazeteci olmadığını söylemişti. Emin miyiz?
Dün sözünü ettiğim, ABD merkezli uluslararası, 'Gazetecileri Koruma Komitesi'nin verilerine göre... Türkiye'de sekiz gazeteci "mesleki çalışmaları" yüzünden tutuklanırken, İsrail'de bu sayı dört... (Üç gazeteciyi ise Hamas örgütü tutuklamış.) Tahmin edeceğiniz gibi İsrail, elbette ırkdaşlarını değil, Filistinli gazetecileri tutuklamış durumda. Ama konu Filistinliler olunca, Paul Bey eleştiriyi bir yana bırakıp İsrail'e gidiyor işte.
Not: "Dindar genç" ile "tinerci genç" ayrımını ilk duyduğumda aklıma, namaza durmuş tinerci gençlerin fotoğrafını çekmek gelmişti.